Archive

Monthly Archives: March 2012

didem’in “fuck” çığlığı;
hasret’in dolmuş penceresinden kafasını çıkarıp atacağı “heeey” narası:

“hey! napıyorsunuz siz burada böyle, sahiden?”

Advertisements

Us, the most transient.
Each onceonce only. Just once and no more.
And we also once, Never again. But this having been
once, although only once, to have been of the earth,
seems irrevocable.

Rilke, The Ninth Elegy

I am first affrighted and confounded with that forelorn solitude, in which I am placed in my philosophy, and fancy myself some strange uncouth monster, who not being able to mingle and unite in society, has been expelled all human commerce, and left utterly abandoned and disconsolate. Fain would I run into the crowd for shelter and warmth; but cannot prevail  with myself to mix with such deformity. I call upon others to join me, in  order to make a company apart; but no one will hearken to me. Every one keeps at a distance, and dreads that storm, which beats upon me from every  side. I have exposed myself to the enmity of all metaphysicians, logicians, mathematicians, and even theologians; and can I wonder at the insults I must suffer? I have declared my disapprobation of their systems; and can I be surprized, if they should express a hatred of mine and of my person? When I look abroad, I foresee on every side, dispute, contradiction, anger, calumny and detraction. When I turn my eye inward, I find nothing but doubt and  ignorance. All the world conspires to oppose and contradict me; though such is my weakness, that I feel all my opinions loosen and fall of themselves,when unsupported by the approbation of others. Every step I take is with hesitation, and every new reflection makes me dread an error and absurdity in my reasoning.

Hume, 1739

Sanki kelimeleri zihnimde raflara dizmiş, masanın üzerine bırakmışım da, zamanla ben çarptıkça masanın köşelerine, estikçe pencereden rüzgar kelimeleri yerlerinden savurup dağıtmış da sanki!
bulamıyorum onları.  

01.2010

simüle etmek: gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi sunmak, göstermeye çalışmak.


Burada bir taklit, suret ya da parodiden diil aslı yerine göstergeleri konulmuş bir gerçek,  her türlü gerçek süreç yerine işlemsel ikizini koyan bir caydırma olayı söz konusudur. Gerçeğin tüm göstergelerine sahip, gerçeğin tüm aşamalarına kısa devre yaptıran kusursuz, programlanabilen, göstergeleri kanserli hücreler gibi çoğaltarak dört bir yana savuran bir makine… 
Gerçek bir daha asla geri dönmeyecektir.

 Bir ölüm, daha dogrusu ölmenin imkansızlaştıgı bir ”ölür ölmez dirilme” sistemine özgü model hayati işleve sahiptir. Bundan böyle her türlü düşsel ve gerçek ayrımından yoksun, yalnızca aynı yörünge çevresinde dolanan modellere dayalı ve farklılık simülasyonu üretiminden ibaret bir hipergerçekten bahsedebiliriz.

 Saf ve temiz bir görünüme kavuşmak isteyen herşey karşıtına dönüşür. Tum iktidarlar ve kurumlar kendilerinden ancak kendilerini yadsıyabildikleri ölçüde söz edebilmektedirler. Bir ölüm simülasyonuna başvurarak gerçek ölümün elinden kaçabileceklerini sanmaktadırlar.

                                                    j.baudrillard // simülarklar ve simülasyon




Image
“Beni üye olarak kabul edecek gruba ben üye olmam.”

Bülent Somay bu ifadeyi şöyle açıyor:
“Ben o kadar yüce bir varlığım ki, benim gibi aşağılık bir yaratığı içerebilecek bir gruba katılmaya tenezzül etmem.”