Archive

Monthly Archives: November 2012

. . .
Yıldızlara sormuşlar:
– Niçin bizden bu kadar uzaklarda yanar tükenirsiniz?
– Ya sizin gözbebekleriniz demişler, niçin biz açılırken onlar kapanır?

 

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

 

Kocaman geminizde bana da avuç içi kadar
Bir yer verin!
İçimi bir keten gibi örüp size vereyim
Hasır mısralarınızın üstüne serin
Beni de götürün

Beni de götürün yolcular
Toprak gibi çatlayan dudaklarımı
Arzu çeşmelerinde ıslatayım
Beni de götürün yolcular
Yeşeren yüreğimi söküp önünüze atayım,
Beni de götürün yolcular
Dişlerimi Çin’de, saçlarımı Buhara’da satayım,
Kulunuz olayım, yolcular, köleniz, götürün!
Çok uzaklardaki yıldızlı geceler
Yirmi beş yaşına masal söylemesini bilirler
Çok uzakların güzel olduğunu bana onlar söylediler.
Size yıldızlarımın bütün masallarını söylerim
Beni de götürün.

Denize beyaz bir gül düştü
O gül niçin denize düştü size söylerim.
O gülü alıp size veririm
Beni de götürün.

. . .

Penceremin önünde deliklerden ışık boşanan
Kocaman bir gemi durdu.
Yarab! Benim de içimde bu kadar ışık yansa
Dünyalar benim olurdu.
Senin en karanlık göklerinde salkım salkım yıldızların var
Benim içimde insan ayağı değmemiş karanlıklar.

Advertisements

Çünkü köle, işler kötüye gittikçe kendini iyi hisseden kişidir. Ne kadar kötüye giderse o kadar memnundur. Bu kölenin varoluş tarzıdır! Kölenin, durum ne olursa olsun kötü tarafı görmesi gerekir. Böyle bir zekaya sahip kişiler vardır: işte köle onlardır. g.deleuze

Dünyayı kendi sonuna doğru çekerek tüketmeye, ona kendi karartısını yansıtarak (p)aklanmaya çalışır köle.

gülüyor olduğun için, dikkatle hazırlamış olduğum, üzerinde ikimiz için planladığım sonun yazılı olduğu kağıdı vermekten vazgeçtim. gelecek önümüzde, umutlandırıcı ve tehlikeli bir biçimde, alabildiğine açılmıştı ve herhangi bir yöne doğru gidebilirdik. yüksek bir köprünün kenarı boyunca yürüyormuşum gibi hissettim. bu bize -en azından bana- aslında mutluymuşuz gibi geldi.

elbette üzüldüm, ama şimdi anlıyorum ki, senin ayrılmana değil -bu kaçınılmazdı sonuçta- daha çok bu kadar ani olmasına üzülmüştüm.

olması gerektiği gibi ayrılmadığın için sanki hiç ayrılmamışsın gibi gelmişti bana.

(…) eve döndüğüm zaman senin gitmediğini, hala kileri işgal ettiğini görüyorum. Senin yok olmanı, içimden çıkıp gitmeni umuyorum (…) Oradasın, reçelleri sakladığım, kiler merdiveninin sağındaki rafların üzerinde, her zamanki yerinde duruyorsun (…) Üzgün ve pişman bakışını bekleyerek sana hoşçakal diyorum. Arkanı dönüp yürümen, buhar kazanını geçip çamaşırhanedeki köşeyi dönmen ve ikili kutucunun arkasında gözden kaybolman gerekiyor, ama hareket etmiyorsun.

m.atwood